Öyle bir an geliyor ki bazen, insan şüphe ediyor her şeyden. Yaptıklarının sonucundan ... Neden yapıyorum diye soruyor kendisine ve alacağı cevapta korkuyor, daha doğrusu alamayacağı...
Hayatı hayat yapan da bu sanırım. Hiç bir zaman bir şeyden emin olamamak, her zaman olasılıkları hesaplayarak vakit geçirmek. Verdiğin emek, fedakarlık ... Sarfettiğin hırs ... Tükettiğin güç ... Yeterli olmayabiliyor.
Bir de insanların parmaklarını sana doğrultup, yapamazsın, beceremezsin, ne kadar uğraşırsan uğraş demeleri ... Evet onlar da tuz-biber oluyor sanırım.
Belki de değişmeyecek şey değişimin kendisi ile beraber insanların bizlere neyi yapıp yapamayacağımızı söyleyecek olmalarıdır. Her zaman öyle birisi varolucaktır hayatımızda. Peki ne yapmalıyız ? Onu dinlemeli mi ? Ya da kulak asmamalı mı ? Kulak asmasan da nereye kadar dediğini duyuyorum, haklısınız. Bir nokta geliyor ki insan dayanamıyor, bırakmak istiyor sürdürdüğü savaşı.
Verdiğimiz savaşların bizden hep bir şeyler alıp götürdüğünü farketmemek neredeyse imkansız.
Pes etme demek de olmuyor. Yere düşmenin tek sebebi ayağa kalkabilmektir demek de çare olmuyor.
İnsanların umutlarını kim aldı götürdü ? Kim bu kadar hayattan kopardı insanları ? Çünkü bana göre hayat demek yani yaşamak, mücadele etmek demek. Mücadeleyi bırakmamak demek... Mücadele biterse hayat da bitmiş değil midir zaten ? Bir şeylerin peşinde koşmadıktan sonra, inanmadıktan sonra, önümüzdeki tüm engellere rağmen her gün o engelin arkasındaki şeyin hayaliyle yaşamadıktan sonra ...
Ne kadar yaşamış olabilir ki bir insan ?
Hayatın toz pembe olmadığını, her istediğimizin olmadığını, karşılıksız aşkların, adaletsiz insanların, vefasız dostların, doğuştan gelen sakatlıkların ve benzeri şeylerin varlığıyla çevrili bir hayat ... Bir parkura benziyor sanki.
Çoğu zaman da bunu geç anlıyoruz. Elimizdeki her şey gittikten sonra pişman oluyoruz, mücadele etmediğimiz için.
Mücadele etmekten vazgeçemeyenlerden olmanız dileğiyle ...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder