3 Eylül 2012 Pazartesi

Bir şehir, bir adam, birçok hikaye ...



Bir şehir de ne kadar az ve bir o kadar uzun sokak varsa hikayeleri bitmez gibime gelir. Sanki o uzun koridor, yıllardır oradan geçen insanların hikayelerinden kalıtlar saklar ve bir ritüel gibi yenilerini edinir. Yurtdışının en güzel tarafı sürekli mobil olmak ve yeni yerlere gidebilmekken, ben de bir sürü hikaye dinledim kendimce şehirlerin o uzun sokaklarından.
Karşımda ünlü Tuna Nehri, hani Osmanlı Tarihi'nde sıkça duyduğumuz o meşhur nehir. Sessiz bir şehir var karşımda, bugün nedense tenha ortalık, saat de çok geç değil ha. Ama nedense bugün şehir sessiz ve sakin. Belki de benim yüzümden. Bugün içinde bulunduğum düşünceler yordu belki de güzelim Buda'yı ve Peşt'i. Tramvay da geçmedi 10 dakikadır, bir sigara daha mı yakmalı acaba ? Parlamento'nun ışıkları da çok çaldı gözümü, biraz daha izlemeli şu güzelim şehri.

Kusura bakma Budapeşte, bugün çok yordum seni. Çok düşündüm, çok hatırladım, çok unuttum sokaklarından geçerken, seni yağmura tuttum hatta belki de o yüzden yağmur yağmadı bugün, ihtiyaç duymadın ? "Nerden geldim buraya ? Niye tek değilim ? Niye tekmiş gibi hissediyorum ? Param da bitti biliyor musun bakalım nolucak acaba. Niye olmuyor ? Hazır buradayız, dünyanın belki de en güzel şehrinde olmayacaksa nerde olucak? Yol boyu konuşmadı nerdeyse" Her neyse ben bir sigara daha yakıyorum. Umarım o güzelim sarı sarı tramvayın hemen gelmez de sigaram heba olmaz. Ah az daha unutuyordum. " Hazırım, gidebiliriz."




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder