10 Mayıs 2012 Perşembe

Houston is out

Otobüsün kalkmasına az kalmıştı, belki de hayatımın hatasını yapmak üzereydim ve bunu engelleyecek bir cümle beklerken metrodan inmiş otobüs durağına gelmiştim bile. Son kozlarımı son kartlarımı oynama vakti geldi de geçiyordu. Hayatımın en önemli maçının uzatmalarında top ayağıma gelmiş, seyirciler gol haberi bekliyor, arkadaşlarım telefonları başında dururken tüm dünyam durmuş herkesin gözü benim üzerime odaklanmıştı.

Ya da ben öyle hissediyordum ... O derece büyüktü yani ... Kaleciyle karşı karşıyaydım, aslında maç boyu hep karşı karşıya kalmış, adıma yapışmış olan şansızlık her defasında araya girmiş benim nihai sonucu elde etmemi engellemişti. Ya hep ya hiç için sahaya çıkmıştım. Ya hiç olacaktı ... Ya hep ...

8 aylık uzun bir mücadelenin sonucunda sahadaydım bir kez daha ... Bahis şirketleri benim daha ağır bastığımı söylüyordu, özellikle gol yollarındaki doğuştan yeteneğim ve azmim beni ön plana çıkarmıştı. Fakat şirketlerin ve arkadaşlarımın hesap etmediği tek şey, demin de bahsettiğim gibi şanstı...

Ve maalesef bende şans yoktu ...

Ne yaptıysam olmadı, olduramadım, özkan uğur'u yaad ettim o son dakikalarda ... Sonra aklımda 1408 geldi. O son sigara sahnesi ... Elim pakete gitti, hakemle göz göze geldim " Bitiriyorum" dedi. Bitir hocam diye ağzımdan çıktı isteksiz harf yığınları ... Maç bitti, sigara yakma vaktim geldi. Fair play uğruna bir sigara da kaleciye uzattım. Asla geri çevirmezdi zaten ...

8 aylık mücadelenin sonunda artık bir daha böyle bir maça çıkamayacağımızı o da biliyordu, gözleri dolmuştu. Onu öyle görmek beni de duygulandırdı, o yıkmak istediğim, yenmek istediğim kaleciye bir anda sempati besledim, anlar oldum. Ben nasıl maçı kazanmak için çıktıysam o da aynı şekilde çıkmıştı.

Ve o kazandı ...

Ya da öyle olduğunu düşünmek istedi ...

21 saatlik bir yolculuk ile evime geri döndüm. Aklımdan tek geçen bir uykuydu, her şeyi unutabilmek adına bir uyku. Fakat sonra hatırladım, uyku beni terkedeli yıllar olmuştu. Kaleci de yoktu artık ... Her gün gündüz-gece beraber olduğum insan yoktu artık. Otobüse binen bendim, sahayı terkeden ise oydu.

Hayatımın en büyük maçı buydu. Kaybettim. Seyircilerin alkışları eşliğinde formamı çıkardım ve kenara geçtim. Tebrikleri almak bir nebze mutlu ediyordu, maçın hareketlerini anlatırken arkadaşlarım yüzümdeki tebessüm biraz olsun acımı dindiriyordum. Şaka maka iyi oynamıştım.

Neler kazandım neler kaybettim diye sorduklarında verdiğim cevaplar onları kaybettiğime inandırdı. Demek ki kaybettim ... Yorumcuların arkamdan yaptıkları "bu çocuk çok şanssız, tek problem o." sözleri ise artık düşünülmüyordu bile kafamın içinde.

Kaleciye noldu ? Hala konuşuruz, eski günleri yaad ederiz. Hala unutmamış beni, "Sen çok şanssızsın be Türk" diyor. O da haklı, onun gibi bir rakibin karşısına çıkmak şans meselesiydi.